22 Nisan 2016 Cuma

Adamlık Dinindeki Ortak Psikoloji ve Davranış Biçimleri 4

Adamlık Dinindeki Ortak Psikoloji ve Davranış Biçimleri

9- ADAMLIK DİNİNDE YAŞLILIK PSİKOLOJİSİ

Adamlık dininin her yaş kategorisi için belirlediği bir tavır tarzı vardır. Bunun yazılı bir metni ve açıklaması yoktur. Ancak insanlar, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, bunu bilir ve bütün detaylarıyla uygularlar. Örneğin 50 veya 60'lı yaşlara gelmeye başladıklarında yaşam şekillerinin, konuşmalarının, kıyafetlerinin, ses tonlarının, üsluplarının adamlık dininin kurallarına uygun şekilde değişmesi gerektiğine inanırlar.
Bu değişikliğin ana prensibi dünya nimetlerinden el çekme, şikayet ve karamsarlık üzerine kuruludur. Bu yaşlara gelen insanlar genellikle hayattan şikayet etmeye başlarlar. "Nasılsın?" sorusuna bu yaşlarda verilen cevap genellikle "işte idare ediyoruz, ne olsun bildiğin gibi" veya "ne yapalım hastalıklarla uğraşıyoruz" gibi olumsuz cevaplardır. Çünkü hayattan zevk almaya bir hakları olmadığına ve bu yaştan sonra tüm nimetlerden uzaklaşmaları gerektiğine dair batıl bir inançları vardır.
Özellikle kadınlarda menopoz ve erkeklerde andropoz dönemleri, adamlık dinine göre tavrın tümüyle değişmesi gereken bir dönemdir. Bu döneme girmiş olan birçok insan tüm güzellikleri terk eder. Bedenlerine bakmayı bırakırlar. Hem görünümlerine önem vermez hem de temizliklerine dikkat etmezler. Koyu renkler giymeye başlar, genellikle kahverengi, gri, siyah gibi renkleri tercih ederler. Bu bir nevi "yaşlılık yası" dır.
Canlı, göz alıcı renklere örneğin kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, pembe gibi renklere gerek olmadığını düşünürler. Halbuki bu son derece anlamsız bir kuraldır. İnsanlar Allah'ın yarattığı renkleri her yaşta kullanabilir ve bu nimetten her yaşta faydanalabilirler. Bu yaşlarda bazı kişilerin tavırları ve üslupları da tümüyle değişir. Bedenen bir güçsüzlükleri olmadığı halde birçok kişi bu yaşlara geldiğinde ağır, yavaş hareket eden, cansız bir insan olması gerektiğine inanır. Bu nedenle tepkileri donuklaşır, aslında çok hızlı konuşabilecekken özellikle ağır ağır, tane tane konuşmaya başlar. Kısaca süratli bir şekilde anlatacağı bir konuyu ağır hareketlerle uzun uzun anlatır. Bunu yaşlılığının bir gereği olarak görür.
Gençken son derece hayat dolu olan bir insan yaşlılıkla birlikte aniden neşesini, ümidini, hareketliliğini, canlılığıni kendi iradesiyle yok eder. Örneğin güzel bir manzaranın, güzel bir insanın, güzel bir şarkının veya kendisine gösterilen güzel bir tavrın sevincini ve heyecanını yaşamaz. Aksine bu tip anlarda sevinmek yerine hüzünlenir.
Adamlık dininin getirdiği batıl kurallara göre insanlar bu yaşlardan sonra ölümü beklemeye başlamalıdır. Bu nedenle 60'lı yaşlara gelmiş olan hemen hemen tüm insanların hayatını ölümü bekleyerek geçirdiğini görürsünüz. Bu yaştan sonra artık yapacak bir şey kalmadığı inancı hakim olduğu için üretim tümüyle durur. Elbette bu yaşlar ölümün insana çok yaklaştığı ve bu gerçeğin unutulmaması gerektiği bir dönemdir. Ancak adamlık dinini yaşayanlar burada da yanılgıya kapılarak, ahlaklarını güzelleştirerek, Allah'tan çok korkarak ve O'nu çok severek ölüme hazırlık yapmazlar. Tam tersine onlarınki büyük bir akılsızlıkla ahireti de göz ardı ederek, herşeyden kendini çekip "gün öldürmek" olarak tabir edilen, sadece ölümü bekleyerek geçirilen boş bir yaşamdır.
Gençken fikir üreten bir insan bu yeteneğini kullanmayı bırakır, son derece zeki ve becerikli olan bir kişi sırf yaşı ilerlediği için hiçbir şeyden anlamayan, zor duyan, zor düşünen, hiçbir şeyi beceremeyen bir insan taklidi yapmaya başlar. Çoğu insan son yirmi senesini pencerenin başında oturup dışarıyı seyrederek veya bütün gün televizyondaki dizileri izleyerek, dünyaya ait güzelliklerin tümünden elini çekerek geçirir. Bunun zararlarından biri ise kendisini düşünmemeye, hareket etmemeye ve yeteneklerini kullanmamaya alıştıran bu insanların zihinsel faaliyetlerinin giderek yavaşlaması ve erken bunama meydana gelmesidir. Elbette böyle bir ahlakı ve yaşam tarzını benimseyen bir insanın ahiretteki kaybı çok daha büyük olacaktır.
Oysa doğru olan, insanın fiziksel yapısı elverdiği, gerçekten bir rahatsızlığı olmadığı sürece hem bedenen hem de zihnen çalışması, dünyada ahiret için hayır işlemeye devam etmesidir. Allah bir ayetinde, "Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et" (İnşirah Suresi, 7) şeklinde emretmektedir. Kuşkusuz Allah'ın emri her yaştaki insan için geçerlidir.

10- ADAMLIK DİNİNDE İNSAN AYRIMI

Adamlık dininin en önemli özelliklerinden biri, insan değerlendirme şeklidir. Bu şeytani dinde insanlar asıl olarak zengin ve fakir olarak ikiye ayrılırlar. Her iki gruba farklı bir bakış açısı ve dolayısıyla da farklı bir davranış şekli hakimdir. Zengin ve fakir insanlara karşı gösterilen tavır farklılığı, tüm mimiklerine, ses tonuna ve hatta bakış şekline kadar dünyanın hemen hemen her yerinde aynıdır. Bir Amerikalı da bu batıl dinin gereği olarak söz konusu tavrı yerine getirir, bir Rus da, bir Fransız da…
Özet olarak bu tavır farklılığını şu şekilde maddeleyebiliriz:
1- Kendilerinden daha zengin ve itibarlı kişilere karşı genellikle cahiliye insanları ince ve yumuşak bir ses tonu kullanır ve mümkün olduğunca kibarlaşarak konuşurlar. Fakir bir insana karşı ise ses tonu doğallaşır, kişinin gerçek sesi neyse bu ortaya çıkar. Konuşma sertleşir, kabalaşır, kibarlaşma ihtiyacı hissedilmez. Anlatılacak olan konu son derece net ve en kısa şekliyle anlatılır. Bir iş yerinde genel müdüre kullanılan ses tonu ve üslupla iş yerinin çaycısına kullanılan üslup arasındaki farklılık bu konuya açık bir örnektir. Genel müdürden menfaat elde etme ihtimali olduğu için çalışanlar ona değer verdiklerini hissettirmek amacıyla mümkün olduğunca nezaketli, alçak gönüllü ve saygılı bir ses tonu ve üslup kullanırlar. Ancak çaycıdan bir çıkar beklentileri yoktur ve bu nedenle konuşurken ona değer vermez bir üslubu tercih ederler.
2- Zengin bir kişi geldiğinde hareketler aceleci ve itinalı olur. Herşeyin istediği gibi olması, her arzusunun yerine getirilmesi, hoşuna gitmeyecek bir durum oluşmaması için herkes telaşa düşer. Fakir bir insan geldiğinde ise genellikle kimse onun varlığını umursamaz. Son derece sakin, yavaş ve ilgisiz hareket edilir. Zengin olan biri içeri girdiğinde ayağa kalkılır, üstbaş düzeltilir, oturuşa çeki düzen verilir. Fakir olan birine karşı ise ayağa kalkılmaz, hatta ondan yana bakılmaz, oturuşta herhangi bir değişiklik yapılmaz.
3- Zengine genellikle "siz" diye hitap edilir. Fakir bir kişiyle ise direk "sen" diye konuşulur. Örneğin bir bakkal alışverişe gelen zengin bir müşteriyi mutlaka "ne arzu etmiştiniz" gibi saygılı bir cümleyle karşılar. Ancak eğer içeri giren müşterinin fakir olduğunu anlarsa "Ne istedin" veya "ne baktın" gibi aşağılayıcı bir ifade kullanır.
4- Zengine karşı çok titiz bir saygı hakimdir. Zengin kişinin yaşı küçük olsa bile ona bir büyüğe gösterilen saygı gösterilir. Hatta yaşça küçük olan insanların bile eli öpülür, kalkılıp yer verilir. Fakire ise yaşça büyük olsa bile çocuk gibi davranılır. "Ne yapıyorsun bakalım", "Ne istedin, söyle bakalım" gibi çocuklara kullanılan ifadelerle hitap edilir.
Adamlık dininin insan ayırımı ve bu bakış açısının insanların tavırlarına ne şekilde yansıdığı herhangi bir dükkana girildiğinde bile açıkça gözlemlenebilir. Bir butiğin içine zengin ve tanınan bir müşterinin girdiğini varsayalım. Böyle bir müşteri kapıdan girer girmez bütün dükkan çalışanlarının dikkati bu kişiye yönelir. Hemen güler yüzle selamlanır, ne arzu ettiği sorulur. Görmek istedikleri, bir veya birkaç tezgahtar tarafından hızlı hareketlerle hemen önüne açılır. O daha birine bakmadan hemen bir diğeri getirilir. Tezgahtarların yüzünde sürekli bir gülümseme ve nezaket olur. Eğer yanında çocuğu varsa sürekli çocuğa iltifat edilir. Ne kadar sevimli ve güzel bir çocuk olduğu, ne kadar zeki olduğu söylenir. Çocuk yaramaz ve küstah olsa bile her tavrı nezaketle karşılanır. Dükkanda bir şey kırsa hiçbir öneminin olmadığı defalarca dile getirilir.
Bir de aynı mağazaya fakir bir müşterinin girdiğini varsayalım. Eğer kıyafetlerinden ve tavrından maddi gücü olmayan bir insan olduğu anlaşılıyorsa, bu kişinin mağazaya girmesiyle kimse ilgilenmez. O birinin yanına gidip bir soru sormadıkça kimse ona yönelmez. Bir şey görmek istediğinde son derece ilgisiz ve ağır tavırlarla istediği önüne çıkarılır. Tezgahtar genellikle kendiliğinden fazladan bir şey gösterme girişiminde bulunmaz. Ayrıca müşterinin isteklerini yerine getirirken yüzünde son derece lakayt ve sıkıntılı bir ifade olur. Bu kişinin bir an önce mağazadan gitmesini istediği için bir yandan isteklerini yerine getirirken bir yandan da özellikle dışarıyı seyreder veya dükkandaki başka bir kişiyle sohbet eder. Müşteriye hiç değer vermediğini, yanındaki çalışan kişiyle sohbetini hiç bölmeyerek belli eder. Eğer bu kişinin yanında çocuğu varsa ve yaramazsa, sinirli bir şekilde çocuğuna sahip çıkmasını tembihler.
Bu örnek adamlık dininin insanlara bakış açısını ortaya koyması bakımından çok açıklayıcıdır. Çünkü buradaki mantığı ve davranış şeklini, bir banka veznedarında, bir garsonda, terzide, bakkalda veya ayakkabıcıda görmek mümkündür. Dünyanın neresine giderseniz gidin, buna benzer tavırların çoğunun din ahlakından uzak yaşayan insanlara hakim olduğunu görürsünüz.
Adamlık dininde bir insana saygı, ilgi ve alaka göstermek için o kişinin belirli bir maddi güce sahip olması şarttır. Servet miktarı arttıkça adamlık dinine mensup olan insanların o kişiye karşı duyduğu hayranlık da o derece artar. Örneğin bir lokantaya gittiğinizde zenginliğiyle tanınan bir müşteriye karşı büyük bir ikram ve ilgi olduğunu görürsünüz. Hatta eğer ülkenin sayılı zenginlerinden biriyse büyük bir ihtimalle para alınmaz. Onun bu lokantaya gelmesi şeref olarak kabul edilir ve hiçbir şekilde ücret ödemesi talep edilmez. Halbuki fakir bir müşterinin hesabı ödeyecek kadar parası çıkmasa, bu büyük bir olay olur. Parası çıkışmadığı için azarlanır, aşağılanır ve oradan kovulur. Yani zengin olandan para talep edilmezken, fakir olanın bu hesabı son kuruşuna kadar ödemesi istenir.
Bu iki insan arasındaki tek fark zenginliktir. Bu nedenle burada gösterilen saygı ve ilgi de aslında zengin olan kişinin kişiliğine ve ahlakına değil, sadece parasınadır. İşte bu da, adamlık dininin çirkinliklerinden biridir.
İslam dininde ise insanlar sadece ahlaklarına göre değerlendirilir. Fakir ama güzel ahlaklı olan bir insan, zengin ama Allah'ın emirlerine karşı gelen bir insandan kat kat daha üstündür. Bu nedenle İslam dininde insan ayrımı kesinlikle yoktur. Zenginliğin, itibarın, gücün değil güzel ahlakın geçerli olduğu bir anlayış vardır. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Bizim Katımızda sizi (Bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe Suresi, 37)

11- ADAMLIK DİNİNDE ARKADAŞ SEÇME KRİTERLERİ

İslam dininde dost seçerken de tek ölçü o kişinin ahlakıdır. Adamlık dininde ise arkadaş seçme ölçüsü yine çok farklıdır. Her kültürün kendisine has birtakım kuralları vardır. Örneğin "entel" çevreden olan bir kişi kendisine arkadaş seçerken mutlaka kendi kültürüne uygun biri olmasına özen gösterir. Bunun için de önce dış görünüşüne bakar. Temiz, düzgün, ütülü, klasik giyimli biri yerine serkeş giyimli, boynuna fular bağlayan, ayağında kalın büyük botlar olan, temizliğine özen göstermemiş, gümüş takılı, keçi sakallı veya mor ojeli biriyle arkadaşlık kurmayı tercih eder. Çünkü adamlık dininde genellikle bu görünümün yansıttığı belirli bir kültür vardır. Dünyayı umursamayan, ahlaki değerlere önem vermeyen, insanlara değer vermeyen, kimsenin kendisine karışamayacağını ve kimseye karşı sorumlu olmadığını düşünen batıl bir hayat görüşüdür bu.
Bir de dostluk ölçüsünü karşısındakinin sadece maddi durumuna bakarak belirleyen çevreler vardır. Bu adamlık dini çevrelerinde karşıdaki kişinin konuşulacak, fikri alınacak, arkadaşlık kurulacak bir insan olup olmadığını anlamak için önce kıyafetlerini fiyatlarına göre teker teker değerlendirmek gerekir. Ceketinin, ayakkabılarının, çantasının, parfümünün, kol saatinin, gömleğinin hatta çoraplarının bile markası son derece önemlidir. Kıyafetlerden sonra eğer görülebilecek bir yerdeyse arabası olup olmadığını öğrenmek, eğer arabası varsa markasını öğrenebilmek önemli olur. Bunlar ilk adım için gereken koşullardır. İkinci adımda ise bu kişinin ailesiyle ilgili bilgi edinmek gerekir. Babasının mesleği, hangi okulda okuduğu, annesinin çevresi, gittiği berber, tatil yaptıkları ülkeler, yazlık evlerinin nerede olduğu, hangi muhitte oturdukları vs. gibi özellikler kalıcı bir dostluk kurup kurmamak için karar verme aşamasında gereken bilgilerdir. Eğer karşıdaki kişi tüm bu özelliklerden geçer not alırsa o zaman bu kişinin ahlakı, karakteri, inancı veya dünya görüşü her ne olursa olsun hiç fark etmez, mutlaka arkadaş olunabilecek insan kategorisine girer.
Tüm bu vasıflara sahip olan ancak hiçbir konuda kültürü olmayan, son derece insaniyetsiz, kaba, görgüsüz veya ahlakı son derece itici olan insanlar vardır. Çevreleriyle alay eder, her konuda önce kendi çıkarlarını korurlar. Gönül almayı, özür dilemeyi, hata kabul etmeyi bilmezler. Menfaatleriyle çatıştığı durumlarda kolaylıkla yalan söyler, başkalarının sorunlarıyla ilgilenmezler. Kimsenin rahatı, mutluluğu veya sağlığı adına herhangi bir zorluk altına girmez, fedakarlık yapmayı bilmezler. Ancak yine de bu kişilerin çevresinde çok geniş bir insan kitlesi görürsünüz. Aslında herkesin, ahlakındaki bozuklukları fark ettiği halde bu insana karşı gösterdiği ilginin tek sebebi, adamlık dinine hakim olan çarpık ölçülerdir.
Bu nedenle cahiliye toplumunda genellikle farklı sosyal sınıflardan gelmiş, maddi durumları biribirine benzemeyen insanlardan oluşan bir arkadaş grubu görmeniz mümkün olmaz. Zenginler mutlaka zenginlerle, orta halliler orta halli insanlarla, kültürlüler kültürlülerle, fakir olanlar ise kendilerine benzer insanlarla dostluk kurarlar.
Kuran ahlakına göre dostluk ve arkadaşlığın tek ölçüsü vardır kişinin samimiyeti, güzel ahlakı, Allah sevgisi ve korkusu. Müminler arasında kimin mal varlığının ne kadar olduğunun, kimin hangi okuldan mezun olduğunun, kimin hangi meslekte olduğunun, kimin hangi semtte oturduğunun hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü müminlerin dostluğu, bu dünyevi değerlerin hiçbir öneminin olmadığı, asıl yurt olan ahirete göre ayarlıdır. Bir müminin diğer mümine olan sevgisinin ve şefkatinin asıl kaynağı ise, Allah'ın o mümindeki tecellisi, coşkulu bir Allah sevgisi ve içli bir Allah korkusudur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder