Adamlık Dinindeki Ortak Psikoloji ve Davranış Biçimleri
14- ADAMLIK DİNİNDE KAVGACI TAVIRLAR
"Adam olmanın" gereklerinden biri de kavgacı bir karaktere sahip olmaktır. Çünkü kavgada yenen taraf olmak adamlık dininde çok önemli bir itibar meselesi olarak kabul edilir. Adamlık dinine göre galip taraf olmak aklın, gücün veya karakterin üstünlüğüne alamettir. Yenilen taraf olmak ise zayıflık alametidir. Bu nedenle insanlar herhangi fiziksel bir kavga ya da tartışma ortamında haksız da olsalar mutlaka üstün gelmek için ellerinden geleni yaparlar. Kavganın bir diğer önemi ise şahsiyet belirtisi olarak kabul edilmesidir. Bir insan eğer hoşuna gitmeyen bir durumda karşısındakine tavır alabiliyorsa adamlık dinine göre bu, onun güçlü bir karaktere sahip olduğunu gösterir. Dolayısıyla dini yaşamayan insanlar arasında sık sık kavga sahnelerine rastlamak mümkündür.
İnsanların kavgaya en açık olduğu yerlerden biri trafiktir. Dolayısıyla adamlık dininin binlerce detayını görebildiğimiz yerlerden biri de trafiktir. Yolda sadece 10-15 dakikalık bir süre için araba kullansanız bile yüzlerce adamlık dini tavrına rastlayabilirsiniz.
Örneğin trafikte insanlar genellikle çevrelerini aşağılar ve insanlara değer vermediklerini göstermek için ellerinden geleni yaparlar. Birbirlerine yol vermezler. Hatta eğer arkalarında korna çalan ya da selektör yakan olursa bunu onur meselesi yapar ve altta kalmamak için aceleleri olsa bile özellikle ağır hareket ederler. Çevrelerindeki her araba kullananı eleştirir, sık sık çevrelerine elleriyle işaretler yaparak arabanın içinde bağırırlar. Bir taksiye, dolmuşa veya herhangi birinin arabasına bindiğinizde sıklıkla "ne yapıyorsun kardeşim kör müsün, önüne bak önüne, buradan geçeceksin de boyun mu uzayacak, ne demeye korna çalıyorsun sağır mıyız, kim verdi sana bu ehliyeti, bizim de acelemiz var sadece sen misin acelesi olan "gibi sözler işitir ve bu sözlere uygun yüz mimikleri görürsünüz.
Trafikte en büyük kavgalar ve dolayısıyla en şiddetli adamlık dini tepkileri de kaza esnalarında görülür. Bir dönemeçte birbirine çarpan iki araba olduğunda genellikle her iki şoförün de suçu birbirine attığını görürsünüz. Trafik polisi olaya müdahale etmediği sürece suçlu olan taraf büyük bir ihtimalle kendi suçunu kabul etmez. Genellikle bu tip kazalarda her iki taraf da öfke gösterilerine başlar. Yüksek sesle bağırarak karşı tarafı sindirmeye çalışır eğer bunda başarılı olamazsa öfkeden deliye dönmüş tavırlar sergilemeye başlar. Bunun karşı tarafa korku vereceğini ve haksızlığını kabul edeceğini düşünür. Eğer bu da yeterli olmazsa galibiyetini ispat edebilmek için kaba kuvvete başvurur ve bu şekilde kendince itibarını kurtarmak ister.
Genellikle bu tip durumlarda insanların gerçekten kendilerine engel olamadıkları için kavga ettikleri düşünülür. Halbuki bu tip tavırların tümü adamlık dininin gereği olarak ve en ince detayına kadar planlanarak yapılır. Kaza yapan kişilerin, arabalarından inerlerken kullanacakları ses tonundan mimiklerine ve hatta söyleyecekleri sözlere kadar herşey ezberlerindedir. Kaza olur olmaz otomatik olarak, ezberledikleri bu kuralları uygulamaya başlarlar. Böylece dünyanın her yerinde ortak olan bu mimik ve tavırları adamlık dininin bir gereği olarak yerine getirmiş olurlar.
15- DELİKANLI RUHU
Adamlık dininin erkekleri arasında yaygın olan ortak bir kişilik yapısı vardır: "Delikanlılık".
Erkeklerde ergenlik çağıyla başlayan ve genellikle orta yaş sınırlarına kadar devam eden delikanlılık ruhu kişinin tavır ve davranışlarını büyük ölçüde etkiler. Temel vasfını "delikanlılık" olarak tanımlayan bu kitlenin ortak tavır ve davranış biçimleri vardır.
Kendine göre çeşitli prensipleri olan bu kişilik yapısının ileri safhalarında olayın bir felsefe ve ahlak sistemi haline geldiği görülür. Kendine göre doğruları yanlışları ve erdemleri olan bir delikanlı karakteri vardır. Bu sisteme göre arkadaşının, komşunun, mahallenin kızlarına bakmak büyük ahlaksızlıktır. Fakat tanımadığı birine yapıldığında bu hareket çapkınlık, delikanlılıktır. Yakınlarının, mahallenin kadınlarına ve kızlarına karşı da göstermelik bir koruma ve kollama mantığı vardır. Lafa gelince, doğruluk, dürüstlük ya da kendi tanımlarıyla "harbilik" delikanlılığın değişmez düsturudur, ama yolunu bulur, kalıbına uydurulursa her türlü sahtekarlığı yapmak uyanıklık olarak takdir görür.
Genelde kendini kanıtlama üzerine kurulu bu çirkin kültürde gergin, asabi ve saldırgan bir ruh hakimdir. Bunalımlı ve psikopat takılmak, ani çıkışlar, dengesiz hareketler yapmak, her an kavga ya da gerilim çıkarmaya hazır olmak ne kadar delikanlı olunduğunun bir göstergesidir. Dışarıya karşı daha caydırıcı bir görünüm verebilmek, çekinilen birisi olabilmek için kendine aşırı dengesiz bir görünüm vermek de sık başvurulan bir yöntemdir.
Sohbetleri genellikle maç, kavga ya da cinsellik üzerine yoğunlaşır. Kulaktan dolma bilgilerden, gazete haberlerinden edinilen kırık dökük malzemeyle, siyasi, ekonomik ya da sosyal konularda konuşmak, kendi deyimleriyle "geyik muhabbeti" yapmak makbuldür.
Kimseyi "takmama", "kafasına göre takılma", asilik gibi ferdi özellikler taşıyan "delikanlı" sosyal ve ideolojik dürtülerini ise "taraftarlık" zihniyetiyle tamamlar. Fanatik bir taraftar psikolojisi vardır. Taraftarlık, futbol takımı, arkadaş grubu, aynı mahallenin, aynı caddenin çocuğu olma, aynı işi yapma gibi çeşitli yapıların herhangi birinde ya da hepsinde kendini gösterir. Taraftarlar arasında birbirini koruma ve kollama da delikanlılık ahlakının bir parçasıdır.
Yaş ilerledikçe, kişinin sosyal, ekonomik ve kültürel düzeyinde ulaştığı aşama ile orantılı olarak delikanlı karakterinden bir uzaklaşma ve yeni şartların gerektirdiği farklı adamlık dini kişiliklerine doğru bir kayma görülür. Örneğin sosyal seviye olarak fazla ilerleme kaydedememiş, alt kültür düzeyine mensup kişilerde, bilgisizliğin verdiği kompleks ve kimliksizliğin bir sonucu olarak delikanlı karakterini tam bir kimlik olarak benimseme hali oluşur. İşiyle, mesleğiyle, zenginliğiyle, kültürü ve zekasıyla toplum içinde sivrilemeyeceğini, ön plana çıkamayacağını, hava atamayacağını anlayan kişiler de çoğunlukla delikanlılığa dört elle sarılma ihtiyacı hisseder. Hayatının sonuna kadar da bu ruhu taşır. İçinde yaşadığı toplumun büyük kesimi de bu durumda olduğu için delikanlı karakteri çoğunluğun ortak ve geçerli karakter yapısını oluşturur, yadırganmaz, aksine kabul ve destek görür.
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, delikanlı karakterinin özelliği olarak gösterilen cesaret, korumacılık, dürüstlük elbette güzel özelliklerdir. Ama burada üzerinde durulan delikanlı karakterinde tüm bu güzel özelliklerin özünün değil göstermelik bir kaç örneğin yaşanması ve bunların güzel ahlak özelliği olarak sahiplenip, Allah rızası için yaşanılmamasıdır.
16- YANLIŞ SAYGI ANLAYIŞI
Adamlık dininin sahip olduğu yanlış saygı anlayışına geçmeden önce, Kuran'da bildirilen saygı anlayışına bakmak gerekir. Kuran'da bildirildiğine gibi, bir mümin, öncelikle Allah'a karşı büyük bir saygı içindedir.
Al-i İmran Suresi'nin, 199. ayetinde, "... Allah'a derin saygı gösterenler olarak inananlar"dan söz edilir. Enbiya Suresi'nin, 90. ayetinde ise Peygamberlerden söz edilirken, "... gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi" denir. Müminun Suresi'nde de yine müminler için "Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar" (Müminun Suresi, 57) ifadesi kullanılır. Saygı, başka ayetlerde de Allah'a duyulan içli korkunun (haşyet) bir parçası olarak kullanılmaktadır.
Dolayısıyla müminin sahip olduğu saygı hissinin kaynağı, Allah'a duyduğu saygıdır. Diğer insanlara göstereceği saygı da, bu asıl saygının bir yansımasıdır. Mümin, Allah'a saygı duyduğu için, O'na itaat eden, O'nun rızasını kazanmaya çalışan diğer insanlara, yani tüm müminlere de saygı duyar. Saygıya layık olmayanlara, yani Allah'a isyan eden, O'nun rızasına aykırı hareket eden, Allah'ı tanımayan inkarcılara ise kalben saygı duymaz. Bu insanlara da nezaketle ve güzel sözle davranır, ancak içten bir saygı duyması mümkün olmaz.
Ancak elbette, adamlık dinindeki saygı anlayışı Kuran'da tarif edilen bu gerçek saygı kavramından tamamen uzaktır. Müminlerdeki saygı, daha önce de belirttiğimiz gibi, temeli Allah'a olan saygıdan kaynaklanan içten ve samimi bir duygudur. Adamlık dininde ise, yüzeysel, belli kalıplara oturtulmuş, tamamen şekilci ve karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan riyakar davranış biçimleri olarak kendisini gösterir.
Adamlık dinine göre "saygı" göstermek, yerine göre nazik davranmak ve çeşitli ortamlara göre kurallaştırılmış söz ve hareket kalıplarını suni bir tarzda uygulamaktır. Saygı, kişinin toplumda bir yer edinmesine yardımcı olan, ortamına ve kişisine göre şekli, süresi değişen ve katlanılması gerektiğine inanılan bir tavır farklılığı olarak kabul edilir.
Adamlık dininin yaşam felsefesi ikiyüzlülüğe ve sahtekarlığa dayalı olduğu için, saygı da zorla ve istenmeden gösterilir. Kişi, saygı göstermek zorunda olduğu anlara tahammül eder. Saygı, karakterin bir parçası değildir. Bu yüzden adamlık dininde kişinin en rahat ettiği ortamlar hiç kimseye saygı göstermek zorunda olmadığı ve gerçek karakterini rahatlıkla gösterebildiği ortamlardır. Bu tür ortamlarda kişinin üslubunun bozukluğu, ahlak anlayışının çarpıklığı, kişiler hakkındaki gerçek düşünceleri ve gerçek tavrı ortaya çıkar.
Saygı anlayışı mekanlara ve ortama göre değişim gösterdiği gibi yaşa göre de değişir. Adamlık dininde kişinin kendine güvendiğini, hiç kimseyi önemsemediğini, dolayısıyla kimseye karşı bir korkusu olmadığını yani şahsiyetinin tam gelişmiş olduğunu ispat etmesi, "rahatlık" adı altında son derece basit ve saygısız davranmasıyla olur. "Rahat" olarak algılanan ortamların kendine has davranış ve konuşma tarzları vardır. Hiç tanımadığı birinin evinde buzdolabını açma, arkadaşına gittiğinde odasını karıştırma, dolabını açıp kıyafetlerini giyme, ayaklarını mümkün olduğunca yükseğe uzatarak, yatar vaziyette oturma, samimiyet adı altında sürekli densizlik yapma, yakın mesafeden bağırarak yüksek sesle konuşma, küfürlü konuşma, bütün esprilerine cinselliği katma bu çirkin özelliklerin en belirginleridir.
Buraya kadar görüldüğü gibi, adamlık dini, Kuran vesilesiyle insana verilen ahlaki prensiplerin hemen hepsine ters bir ahlak modeli içermektedir. Bu, kuşkusuz Allah'a hesap verileceğinin unutulduğu ve insanların büyük bir gaflet içinde dünya hayatının geçici süsüne kapıldığı bir toplumda ortaya çıkar. Bu toplum, Kuran'daki deyimle bir "cahiliye" toplumudur, tamamen cahildirler, çünkü bu topluluk Allah'ın varlığından ve ahiretten habersiz gibi yaşamaktadır.
Bu toplumun insanları için dünya hayatı tek kıstastır. Oysa dünya hayatı insana aldanıştan başka bir şey vermez:
Allah'ı unutmuş olan toplum, kısa sürede dünya hayatını tek kıstas alan cahiliye kültürünü üretir. Bu kültürün içinde, atalardan miras kalan batıl inançlar, çıkar ilişkilerine dayalı sayısız kural yer almaktadır. Adamlık dini, söz konusu cahiliye kültürünün adıdır.
Bu toplum içinde doğan insan ise, söz konusu kültürü uzun bir eğitim süreci içinde benimseyecektir. Bilinç kazanmaya başladığı andan itibaren, önce ailesi, sonra da yakın çevresi tarafından adamlık dininin kültürü ile yoğrulur. Gittikçe kendi şahsi menfaatleri için diğer insanları kullanmayı, "gemisini kurtaran kaptan" olmayı, mal, makam ve mevki hırsını öğrenir. Cahiliye toplumu insanları, ona "adam" olmak için neler yapması gerektiğini birer birer aşılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder